Hayat Üzerine Kopuk & Anlamsız Bir Yazı…

Jan 2nd, 2014 | By admin | Category: PharmaWorld

Ülke Gündemi…
Günlerdir dersanelerle yatıp kalkıyoruz. Kimi kapatılsın diyor, kimi sistem değişmeli, kimi de zulüm altındayız. Kız erkek yurtları, karışık eğitim kavgası ne oldu hatırlamıyorum. En son televizyonu açtığımda biri yabancılar yıllar önce doğrusunu yapmış Alman Kız Lisesi deyip zaten ayırmışlar, biz neden yapamıyoruz diyordu lafını bitirmeden kapattım. Bir iki gün sonra Ahmet Kaya yaşasaydı Gezi Parkı eğlemlerinde ne yapardı tartışması… Tüm bunların arasında Fatih Terim – Ünal Aysal telefon mesajlarını unutmamak lazım. Tüm bu gündemde evimizin tatlı köpeği Lucky’nin aşısı kaynadı gitti. Derken bir daha açtım televizyonu İzmir’i sel almış insanlar perişan, başka bir şehrin belediye başkanı “balık adam yollayalım mı?” diyor. Tekrar kapatıyorum.

İlaç Sektörü…
Bir Pazartesi Nezih Bey’in açıklaması tüm televizyonların ve basının gündemine oturuyor. Euro kuru 2.72’lere dayandı biz hala 1.95’den ödeme alıyoruz. Sonuna kadar haklı bu isteğin arkasından Ali Babacan’ın bir demeci geldi bu farkı veremeyiz diye. Sektör ucuz hammeddelere yöneliyor tesbitinin üstüne de yine medyaya çıkan başka bir genel müdürün ilacın iyisi kötüsü olmaz ya ilaçtır ya da değildir argümanı ile toprak dökülüyordu… Kısacası ilaç sektörü kendi içinde tutunamamıştı yine. Derken başbakanın 2014 bütçesi ile ilgili açıklaması geldi “Sağlık, eğitim ve emniyet” için ayırdığımız bütçeyi arttıracağız. Bakalım ilaç sektörü bundan ne kadar nemalanacak.

Profesyonel İş Hayatı…
Hergün birçok şirket çalışanı ile konuşuyorum. Hepsi yöneticisinden şikayet ediyor, hepsi gergin. Ama ilginç olan yöneticilerden şikayet öyle bir zincir halinde ilerlemişki genel müdürlerde mutsuz, alternatif arayışında. Şirket aracı, özel sağlık sigortası, cep telefonu ve güzel bir ofis insanın mutlu olması için yetmiyor demekki. Kısa aralar ile sigara kaçamakları, deşarj olma ve paylaşım için birer platform haline gelmiş. Anlıyor insan: “kök salmak ve güç kazanmak için tüm gücünüzle çalıştığınız bu şehir yine yalnız ve susuz bırakmış sizi… Kimseye boyun eğmeyen, hiçbir angaryayı kabul etmeyen haysiyetli, kişilikli çalışan, düşlerinizde kalmış. Ayakta durabilmek, güven içinde olmak adına ne yapmaya çalışırsanız çalışın profesyonellik adı altında ezilmiş gitmiş.”

Yeni Nesil Takıntısı…
40 Yaş üstü sektör çalışanları ile konuştuğumda herkesin ağzından çıkan ortak bir tekerleme var: “yeni nesil hiçbirşey bilmiyor.” Ama ilginç olan aynı ürüne bakan yeni nesil tüm kısıtlamalara rağmen her yıl hedeflerini arttırabiliyor. Tesadüf deyip geçelim. Eski kuşağın vizyoner projeleri artık bir bir tanıtım yönetmeliği kısıtlamalarına takılıyor, üstüne üstlük dijital pazarlama adı altında kendine yer bulamıyor. Demek ki sosyal medya bağımlısı diye kafamıza kazıdığımız bu nesil birşeyleri farklı yapıyor. Eleştirmek yerine öğrenmeye çalışsak…

Yaşamın Sırrı…
Cenovalı denizci ve kaşif Kristof Kolomb 1492′de Atlantik Okyanusu’nu aşarak Kuzey Amerika’ya ulaşmıştır. Tüm okul hayatımızda bu böyle bilindi. Oysa olay çok daha eskilere dayanmaktadır. Kudüs’teki Süleyman Mabedi içinde hayatın gizem ve öğretilerini bulan tapınak şovalyeleri bunların yardımıyla tüm Avrupa çapında ilk bankacılık ve finans hattını kurmuş ve kısa sürede çok büyük servete sahip olmuştur. 14. Yüzyılda maddi kriz içine giren Avrupa krallıkları bu servete göz dikmiştir. 14. Yüzyılda Fransa kralı Güzel Philip tapınak şovalyelerini diri diri yakarak öldürür ve servetlerine el koymaya kalkar. İşte uğursuzluğuna inanılan 13. Cuma ritüeli şobalyelerin yakıldığı gün olan 13 Ekim 1313 Cuma tarihinden gelmektedir. Neyse Philip bu servete el koyamadan 13 gemi içerisinde hazineler kaçırılır. Bir kısmı İskoçya’ya götürülürken bir kısmının da Amerika’ya gitmiştir. Yani bizim kitaplarımızda gördüğümüzün tersine aslında Amerika Kristof Kolomb’dan 100 yıl önce keşfedilmiştir. O zamanlar sadece Amerika’da yetişen mısır ve aloe vera bitkisinin Avrpa’ya getirilip yetiştirilmesi bunu kanıtlamaya yöneliktir. Katolik kilisesi de 1313’ten sonra tapınak şovalyelerini aforoz etmiştir. Bunun nedenlerinden en önemlisi de; belki de şovalyelerin Süleyman Mabedi’nde son kalan İncil’i bulmaları ve bunun İsa’nın ölümünden 300 yıl sonra 4’e indirilen İncil’lerle çelişmesi olmasın. Oysa Moğol akınlarından kaçan Horasan Erenleri ve Haşhaşi’lerle uzun süre yaşayan tapınak şovalyeleri doğunun mistik kültürünü ve bilgeliğini alıp Avrupa’nın barbar topraklarına getirmesi ile Rönsans’ın kapılarını açmıştır. Hatta 1313’teki diri diri yakma olayından 4 asır sonra Rönesans’ın Fransız kralının boynunun yine bu kişilerce vurulması bir ödeşme değil midir? Peki kutsal kase diye bildiğimiz şey İsa’nın son gece şarap içtiği bardak mıdır? Meryem’in rahmi midir? Yoksa bilgiyei doğudan alıp, batıya getiren ve Amerika’yı keşfeden bu akım mıdır? Ya da bunlarda binlerce yıl önce olduğu sanılan Mu imparatorluğu mudur? Bu konuyu sayfalarca, günlerce anlatsak başı sonu bitmez. Ama bidiğimiz bir konu var o da yaşamda herşeyi bilmediğimizdir. Bu gizem içinde ne kadar kendiyle barışık ve gelişim içinde yaşayabilirsek ve yeni nesiller yetiştirebilirsek bizim başarımız da bu olacaktır…

Leave Comment


シアリス バイアグラ ed 治療 勃起不全