İş Hayatında Türk İnsanı Üzerine Genellemeler…

Jan 2nd, 2014 | By admin | Category: PharmaWorld

Zamanımızın büyük bir bölümü işyerinde, iş arkadaşlarımızla geçiyor. Bazen sabahlara kadar birlikte çalışıyoruz, bazen farklı görüşleri savunuyoruz, ama yine aynı ofisi paylaşıyor, her gün görüşüyoruz. Bu kadar çok vakit geçirdiğimiz kişilerle olan ilişkilerimiz de haliyle önemli. Bir yandan duygusallık diğer yandan profesyonellik… İş arkadaşlarıyla hangi konu ne kadar detaylı paylaşılır önemli. İş yerinde en çok neden tartışırız? Klima mı sürekli çalan telefonlar ve kahkahalar mı?…

Aslında sağlam ve güvenilir arkadaşlık ilişkileri hem bireye hem yapılan işe hem de şirkete büyük katkılar sağlıyor fakat diğer yandan iş arkadaşlarıyla olan ilişkilerde mesafeyi korumak gerekiyor. Ne çok soğuk, uzak ne de çok iç içe samimi ilişkiler kurmak gerekiyor. Türk İnsanında yönetici ile arkadaşlık, iş performansını olumlu olarak etkiliyor. Araştırmalara göre, yöneticisiyle arkadaşlık ilişkisi içinde olan çalışan sayısı çok az ancak bu çalışanların işten aldıkları doyum, diğerlerinin 2,5 katı kadar yüksek. Buradan da ülkemizde Fatih Terim modeli liderliğin başarılı olmasını kolayca anlayabiliyoruz. Türk insanı gönül bağı kurarak birlikte çalıştığı yönetici için iş yapmayı, her zaman gelirini ve yaşam standardını sağlayan kurumsal yapının önünde görüyor. Bu yazıda çok tekrarlayacağımız bir ifadeyle: duygusal olarak yanında yer almak hissi profesyonel duyguların önüne geçiyor.

Ufuk Tarhan ise işyerinde arkadaşlık ilişkilerinin ’cool’, ve oldukça kontrollü olması gerektiğini söylüyor: “Aşırı, gereksiz, yararsız, duygusallıktan uzak; ölçülü, akıllı ilişkiler geliştirilmeli. Ne fazla iç içe geçmeli, ne de uzak, soğuk, gergin olunmalı. Vıcık vıcık bir samimiyet ya da husumet, kutuplaşma değil, içten bir paydaşlık, ortak menfaatler için yandaşlık, yoldaşlık geliştirilmeli. Burada kastedilen ortak menfaat; kurumsal olan menfaat.” Tarhan iş arkadaşlarının, adı üstünde iş için bir araya geldikleri için genellikle işleri ile ilgili konuşmayı tercih etmeleri gerektiğini söylüyor. Oysa biz burada da ayrılıyoruz objektiflikten. Bir dostum bana bu milleti ancak savaş birleştirir demişti o gün anlam verememiştim. Fakat Gezi Parkı olaylarını izlerken Galatasaray ve Fenerbahçe forması giyen kişilerin birlikte yürüdüğünü görünce dostuma hak verdim. İşte yine söylüyorum: duygusal olarak yanında yer almak hissi objektif duyguların önüne geçiyor…

Gelelim iş yerinde bir çalışan terfi aldığında neler olduğuna: önceleri aynı pozisyonda çalıştığı arkadaşına taviz verebiliyor ya da tam tersi çalışan terfi alan arkadaşından uzaklaşabiliyor. Hatta çoğunlukla olumsuz davranışlar gelişiyor. Terfi eden, herkese eşit mesafede durma kaygısı ile farklı davranıyor. Hatta dozunu kaçırıp, kırıcı olabiliyor. Alt kademede kalan da hem kıskançlık hem de öyle olmasa bile ’terfi etti değişti’ hassasiyetiyle tavır alabiliyor, daha kırılgan olabiliyor. Doğal olarak, terfi edenin temposu, odağa alması gereken konular, kişiler, sorumluluklar değişiyor. Kötü niyeti olmasa dahi, artık arkadaşı ile daha az zaman geçiriyor, daha farklı ortamlarda bulunmak durumunda kalıyor, bazı bilgileri paylaşamıyor. Bu da alt kademedeki arkadaşı tarafından rahatlıkla olumsuz algılanabiliyor. Terfi eden; ’aman bana değişti demesin, kırılmasın’ diye hassas davranırsa da diğer çalışanlar, ’bak arkadaşını kayırıyor’ diyorlar. Hele bir de bu terfi alan dostumuz uzun yıllardır şirkette olan ve orta yaşını geçmiş bir profilse koltuğunu koruma stresi sürekli hatalar yaptırıyor. Bir karmaşa, harmoni bozukluğu başlayıp gidiyor. Diyorum ya: duygusal olarak yanında yer almak hissi profesyonel duyguların önüne geçiyor…

Bir de üçüncü partiler ve tedarikçiler var iş hayatında. Neredeyse büyük çoğunluğu ilişki – sempati bazlı seçilmiş, fiyat odaklı KOBİ’ler. Kalite, bilgi ve birikim hemen hemen hiç sorgulanmamış şirketler… Global üçüncü partilerle yapılan işlerde tüm süreçler kontrat dahilinde ilerlerken burada ise firma ne derse kayıtsız şartsız o yapılıyor, projeye dahil olan olmayan pek çok kalem kişisel istekler ve fedakarlıklarla ilerliyor. Özellikle Amerika ve Avrupa Birliği’nde kurulması istenmeyen bu samimi ilişkiler bizde üçüncü partilerin çok saygılı, dost canlısı ve her zaman yanındayız mesajları ile eriyip gidiyor. Yapılan işin kalitesi ise herkes biraz ucundan tutarsa düzeyinde. Yine aynı noktaya geliyoruz: duygusal olarak yanında yer almak hissi profesyonel duyguların önüne geçiyor…

Profesyonel hayatın bir olmazsa olmazı daha var: “Eğitimler”. Burada da bir bakıyoruz ki işinden ayrılan herkes ilk olarak serbest eğitmen oluyor. Sonra ilişkilerini kullanarak yakın olduğu firmalardan eğitim projeleri alarak başlıyor yeni kariyerine. O kadar çok eğitim görüyoruz ki google’dan indirilmiş. Örneğin sunum teknikleri için “Google sunum teknikleri ppt” yazılarak 5 dakikada hazırlanmış eğitimler firmalara veriliyor. Yeni eğitmenimiz ilk eğitimine profesyonel hayatından tecrübelerini de ekliyor; eğitim notları basılıyor, isimlikler hazırlanıyor ve bir de yakındaki bir özalitçide sertifika yaptırılıyor. Derken eğitimimiz başlıyor ve eğitimin başarısını belirleyen faktör eğitmenin katılımcılarla kurduğu sosyal ilişki – sempati. Katılımcılar “çok kafa adam” dediyse ikinci eğitim için motive olunuyor. Bakıyorum kendime neden biz Harward Business Review ve Forbes gibi dergilerden makalelere yer veriyoruz, global şirketlerin vakalarını sunuyoruz diye. Boşuna zaman kaybı ve masraf… Çıkmaz sokaktayız: duygusal olarak yanında yer almak hissi profesyonel duyguların önüne geçiyor…

Ufuk Tarhan, işyerinde kurulan arkadaşlıkların kontrollü ve olumlu yönetilebildiğinde, ölçü kaçırılmıyorsa sosyal hayata taşınabileceğini hatta taşınması gerektiğini söylüyor: “İş yerinin stresli ortamlarının, tekdüzeliğinin dışında, değişik, keyifli, motive eden ortamlarda, ortak ilgi alanlarına yönelmişken, iş için çok yaratıcı sohbetler, paylaşımlar, projeler, fikirler, tanışıklıklar geliştirilebilir. Birbirini daha iyi tanıma, keşfetme fırsatı bulunur. Daha iyi tanımak, daha iyi anlamayı bu da daha uyumlu, verimli, etkin çalışmayı getirir. Zaten tıpkı kötü arkadaşlık ilişkileri nedeniyle zorluklar yaşayan şirketler gibi hep büyüyen, sağlıklı şirketlerde de iş ve sosyal ortamlardaki arkadaşlıklarını dengeleyebilmiş, birbirini besleyebilmiş kişiler vardır. İshak Alaton-Üzeyir Garih, Sezai Türkeş-Fevzi Akkaya gibi…”

Leave Comment


シアリス バイアグラ ed 治療 勃起不全