Türkiye’de geri ödenen ilaçların yarısından fazlası 4 TL ve altı ise, İlaç Sektörünün Sosyal Sorumluğu Gezi Parkına Yürümek mi Olmalı?

Jan 2nd, 2014 | By admin | Category: Workshop Entellektüel Bakış

Günümüzde şirketlerin öneminin giderek artması ve toplum içinde vazgeçilmez hale gelmeleri sebebiyle bir takım sorumluluklar üstlenmesi gerekir. Şirketlerin ahlaki değerleri ile birlikte sosyal sorumluluklarının da önemi giderek artması, esas olan insan mutluluğu ve refahını artırma anlayışının yavaş yavaş yerleştiğinin bir göstergesi olarak kabul edilmektedir. Ülkemizde sosyal sorumluluk kavramı 2005’lerde konuşulmaya başlansa da aslında Boone ve Kurtz daha 1992 yılınsa işletmelerin sosyal sorumluluğunu, üretimden tüketime kadar olan bütün aşamalarda icra edilen faaliyetler nedeniyle, topluma zararlı etkileri açısından işletmeyi sınırlayan, toplumun refahına katkıda bulunmaya zorlayan ve bunu öngören politikalar, prosedürler ve eylemlerin benimsemesi olarak tanımlamıştır. Ama kavramın derinliği 1970’lere kadar inmektedir.

Sosyal Sorumluluğun Klasik Ekonomik (Geleneksel) Görüşle Açıklanması, kaynağını Adam Smith’in “Ulusların Serveti” isimli eserinde ifade ettiği görüşlere dayandırmaktadır. Smith, her bir işletme yöneticisinin bireysel olarak kendi çıkarının peşinde koştuğunda girişimcilik, “Görünmez El” kavramı ile her kesime yarar sağlayarak toplumsal faydanın da artacağını ifade etmiştir. Buna göre bireyler ve kurumlar kendi kişisel çıkarları için çaba harcarken, harekete geçirdiği kuvvet (Görünmez El) bir bütün olarak toplumsal gelişime fayda sağlamış olacaktır (Hay ve Gray, 1997:8). Bu anlayış, fiyat mekanizması ile üretim faktörlerinin rasyonel biçimde oluşacaklarını, bu suretle toplum refahını arttırabileceği varsayımından hareket ederek ekonomiye karışmanın gereksizliğini ileri sürmektedir.

Sosyal Sorumluluğun Modern Ekonomik (Sosyo-Ekonomik) Görüşü Modern ekonomik görüş, klasik olarak nitelendirilen sosyal sorumluluk yaklaşımın bazı yetersizliklerinden ötürü, çevreyi esas alan bir sosyal sorumluluk yaklaşımı olarak ortaya çıkmıştır (Dinçer, 2004:187). Bu yaklaşım, mikro ekonomiden makro ekonomiye geçerek, işletmenin topluma sağladığı yararlar ile zararların ayrı açılardan ele alınması gerçeğine dayanmaktadır (Tenekecioğlu, 1977:46).

Ackerman’ın Sosyal Duyarlılık Modeli Robert W. Ackerman (1973), işletmenin sosyal çabalarının temel hedefinin sorumluluk değil de duyarlılık (cevaplama ve karşılama) olması gerektiğini ileri sürerek, üç aşamalı bir sosyal duyarlılık modeli geliştirmiştir. Kısacası ister sorumluluk deyin ister duyarlılık aslında gidilmek istenen yer aslında aynıdır.

Olayın literatür kısmına baktığımızda çok keyifli ve uzun tartışmalar yapabiliriz ama bir de gerçek hayatı görmek gerek. Geçenlerde Kanyon’da Cengiz Celayir ile görüştüğümde çarpıcı bir bilgiyi paylaştı: “Türkiye’de geri ödenen ilaçların yarısından fazlası 4 TL ve altı…” Soruyorum size bu durumda İlaç Sektörünün Sosyal Sorumluğu ne olabilir? Hangi bütçeyle nasıl yapabilir? Onu bırakın neden yabancı fonlar gelip burada yatırım yapsın. Sizlerle daha marjinal bir öngörümü paylaşmak isterim: “yakında hiç bir patent ve veri korunması kavramını dinlemeden onkoloji ilaçlarını ve biyojenerikleri üreten firmalar sosyal sorumluluk örneği olarak lanse edileceklerdir…” Neyse deveye bir soru sormuşlar…

MS Haftasında Sosyal Sorumluluk
Mayıs ayının üçüncü haftası, Sağlık Bakanlığı tarafından Multipl Skleroz (MS) Haftası olarak ilan edilmiştir. Bundan yola çıkarak ben de Şişli’de bulunan İstanbul Multipl Skleroz Derneğini ziyaret ettim. Türkiye Multipl Skleroz Derneği 1989 yılında MS hastaları, hasta yakınları ve hekimler tarafından kurulmuş. Dernek 1992 yılında Türkiye’yi uluslararası platformda temsil etme hakkı kazanmış ve “Türkiye Multipl Skleroz Derneği” adını almış. Şu anda merkezi Londra’da bulunan ve 43 ülkenin üyesi olduğu “Uluslararası Multipl Skleroz Federasyonu’na kabul edilmiş. Dernek MS hastalarına tıbbi, sosyal, hukuki destek ve danışmanlık hizmetlerinin arttırılması için çalışıyor. Derneğin 4 katlı büyük bir binası var. Tek tek katları gezerken çok kapsamlı bir fiziksel tıp ve rahabilitasyon merkezi olduğunu gördüm. Burada yogaya kadar yapma imkanı var. Resimden de anlaşıldığı üzere hastalar buraya yoğun ilgi gösteriyor. Keyifli bir mutfak alanı ve kütüphane var. Elinizde bağış yapabileceğiniz kitaplarınız varsa lütfen 0 212 275 22 96’dan Kürşat Bey ile iletişime geçin. Bir kat ise hastaların el becerilerini geliştirip sergilediği alana ayrılmış. Kısacası İstanbul’un merkezinde hastalar için ayrı bir dünya yaratılmış. Her ayın ilk Pazar günü yapılan toplantılarda ise hastalar, hasta yakınları, hekimler ve konuk konuşmacılar bşr araya geliyor. Bu toplantıların amacı psikolojik destek sağlamak. Oradan çıkıp İstinye Park’ta kurulan MS Derneği standına gittik.

Bu özel gün için tüm iletişimi sağlayan Merck İlaç Pazarlama Müdürü Dr. Can Keçecioğlu’na çok teşekkür ediyorum. İstanbul trafiği ve yaşam kaosu içinde duyarlı bir gün geçirmemi sağladı. O günden en çarpıcı bir anım ise: bir dernek çalışanına 2 ameliyat oldum 2 aydır sol kolumu kullanamıyorum dediğimde arkamdan bir sesin inşallah geçer ben de 12 yıldır kullanamıyorum demesiydi…

Herkese sağlık ve huzur dolu özgür günler diliyorum…

Leave Comment


シアリス バイアグラ ed 治療 勃起不全