Osmanlı TIP Tarihi – III

Nov 17th, 2011 | By admin | Category: P Business Review

Üzerinden yaşadığımız topraklar üzerinde yaklaşık 1.000 yıldan beri 3 büyük Türk Devleti kurulmuştur. Anadolu Selçuklu Devleti, Osmanlı İmparatorluğu ve hepimizin birer ferdi olduğu Türkiye Cumhuriyeti. İstanbul’un 1453’teki fethinden sonra Fatih’in Hocası Molla Hüsrev Ayasofya yakınında papaz odalarında tıp eğitimine başlamış tır. Ancak Osmanlı’da tıp eğitiminin sistematik hale gelmesi 19. yy’da askeri tıp okulunun açılmasıyla olmuştur.

Osmanlı’da Muayenehane Açma Hakkı – Tam Gün Yasası Var Mıydı?
Hekimlerin mesleklerini icra ettiğihastaneler dışında her hekimin kendi başına çalıştığı özel işyerini açma hakkı da vardı. İşin ilginç yanı Osmanlı’da muayenehanelere “dükkan” adı verilmesiydi. Bu dükkanlar daha çok çarşı ve halk sergilerinin bulunduğu yerlerde açılmaktaydı. Dükkanların açılma tarihine baktığımızda 1573’lerde mevcut olduklarını görüyoruz. 1700’lü yıllarda İstanbul’daki doktorlar hekimbaşı tarafından imtihan edilmişler ve sınavı geçenlere serbest çalışabileceklerine dair izin belgesi verilmiştir. O zamanlarda İstanbul’da 27’si cerrah olmak üzere toplam 53 dükkan bulunmaktaydı.

Osmanlı Pastuer İlişkisi:
Osmanlı Devleti 19. yy’ın ikinci yarısında batıdaki koruyucu hekimlikten haberdar olur. Pasteur’un buluşlarından etkilenen II. Abdülhamit, ülkenin içinde bulunduğu şartları iyileştirmek için bu gelişmelerden faydalanmak ister ve Pasteur menşeli Bakteriyolojihane adı altında Osmanlı’ya özgü bir model kurulmuştur. Jenner’in 1798’de çiçek aşısını bulmasından sonra Hekimbaşı Mustafa Behçet Efendi bu bilgileri 1801’de İtalyanca’dan dilimize çevirtmiş ve “Telkihi Bakari” adıyla çevirmiştir. İngiliz elçisinin evinde uygulanan aşı ülke geneline yayılamamıştır. 1845’te Galatasaray’daki Mektebi Tıbbiye’de parasız olarak halka uygulanmaya başlanmış hatta talebin çok olması üzerine seyyar sıhhiye memurları da temin edilmiştir.
Pasteur’un kuduz aşısını bulması Osmanlı’yı derinden etkilemiş, 19 Mart 1886 tarihinde Cemiyet’i Tıbbiye Pasteur’u derneğe şeref üyesi yapmıştır. Ayrıca Paris’te kurulacak Pasteur Enstitüsüne 10.000 frank bağış yapılmasına ve gelişmeleri öğrenmesi amacıyla bir heyet gönderilmesine karar verilmiştir.

Osmanlı’nın Kadavra Çalışmalarına Yaklaşımı…
Osmanlı’da anatomiye ait bilgiler İbn Sina’nın eserlerinin izlenmesi şeklinde olmaktaydı. Bu anlayış 19. yy’ın ilk yarısına kadar güncelliğini kormuştur. Aslında cerrahi bilgilerin önemine işaret eden ilk anatomi kitabı 1630’larda İtaki tarafından yazılmıştır ancak 1839’da Dr. Ambrois Bernard’ın girişimleri sonucu kadavra üzerinde çalışılmasına izin verilmiştir. Yalnızca müslüman olmayanların cesetlerinden kadavra olarak yararlanılabilmesi izni kısa bir süre sonra kadavra bulunmasında sorunlara neden olmuştur. Tersane zindanında ölen yabancı mahkumların cesetleri yetmeyince, kimsesizlerin cesetlerini kadavra olarak tıp okuluna getirmeyi planlar. Mezar imamının ikna edilmesi için okul bütçesinden bir miktar para teklif edilir ancak imamın tereddütleri padişaha kadar uzanır ve daha sonra iptal edilir.

Tıp Bayramı Nereden Geliyor
14 Mart 1827 ülkemizde ilk tıp okulunun kuruluşu tarihi tıp bayramı olarak kabul edilir. Söz konusu uygulama İstanbul’un işgal altında olduğu 1919 yılının 14 Mart’ında tıp öğrencilerinin işgalci güçlere karşı bir reaksiyonu olarak başlamıştır. İlginç olan bu kutlamaya işgal ordusu başhekiminin de katılmış olmasıdır. 1929 Yılına kadar tıp bayramı 14 Mart tarihinde kutlanmıştır.
Ancak tıp tarihçisi Dr Şevki Uludağ’ın tavsiyesi üzerine Tıp Bayramı tarihi Bursa Yıldırım Beyazıt Darüşşifasının hizmete başlama tarihi olan 12 Mayıs’a alınmış, 1937’ye kadar bu şekilde devam edilmiş ancak 1937 sonrası yine 14 Mart tarihine dönülmüştür.

Lokman Hekim Efsanesi:
Çok tanrılı dinler dönemine ait bazı inanç ve ritüeller tek tanrılı dinler de de sürdürülmüştür. Eski Yunan kültüründeki sağlık tanrısı Asklepios kültü, Hristiyanlık’ta Hz. İsa’ya da yüklenen bazı meziyetlerle devam etmiştir. İslamiyet’te de bu figür Lokman Hekim olarak karşımıza çıkmaktadır. Lokman Hekim, islamiyet’ten önce sözleri vecize haline gelen birçok bilgiye hakim kısa hikayeleri ile tanınan bir bilgin iken, İslamiyet sonrasında halkın hayal gücü ile ilahlaştırılan bir simge haline gelmiştir. 7 Kartal ömrü (yaklaşık 560 yıl) yaşadığı hatta bazılarına göre 3.500 yaşında öldüğü söylenir. Selçuklu & Osmanlı döneminde klasik eserlerde adı geçen Lokman Hekim, halk arasında “Esnaf-ı ispençiyariya”nın piri yani eczacıların piri olarak dillendirilmiştir.

İlk Askeri Hastaneler:
19.yy’ın başına kadar Osmanlı Ordusu’nda hasta bakımı ihtiyacını karşılayacak hastaneler bulunmamaktaydı. Yeniçeri ocağında hastalananlar, ordudaki doktor & cerrahlar tarafından kışlalarda tedavi edilmekteydi. Padişah II. Mahmut 1826’da yazdığı Hattı Humayun ile Anadolu & Rumeli taraflarında kurulacak kışlaların yanına birer de askeri hastane yapılması emrini vermiştir.

Gülhane Seririyat Hastanesi:
Osmanlı Hükümeti tıp eğitiminde bir ıslahat yapmaya karar vermiş ve bunu takiben Almanya’dan Dr. Rieder & Dr. Dayke getirilmiştir. Bu hekimlerle Askeri Tıp Okulu’nun müfettişi – dahili ve cerrahi hekimleri olarak 3er yıllık sözleşme imzalanmıştır. Dr. Rieder’e hastane kurması için Topkapı Sarayı içindeki Gülhane Rüşdiyesi binası gösterilir. Gülhane Seririyat Hastanesi uygulamalı tıp eğitimi açısından ülkemiz tarihinde önemli bir yere sahiptir. Burasuaskeri hekimlikten ziyade tıp sonrası bir ihtisaslaşma kurumu şeklindedir. Hastanenin ilk asistan hekimlerinden Dr. Rıza Nur’un sözleri bize bunu daha iyi açıklamaktadır: “Sabah klinikte, öğleden sonra poliklinikte çalışırdım. Burada o zamanın tek olan laboratuvar çalışmaları yapılırdı.”

Eczaneler:
Ülkemizde ilk eczane 1757 yılında İstanbul Bahçalap’da açılan “İki Kapılı Eczane”dir. 1880’lerde doğuda Erzurum, Van & Trabzon’da da eczaneler bulunmakta ancak bunlar diplomasız kişiler tarafından işletilmektedir. 18. yy’da dükkan açan hekimler ilaçların içine konduğu hokka adlı kapları da bulunduruyordu. Bu şekilde muayenehane açmış olan hekim aynı zamanda eczane de açmış oluyordu.
Hatta ilginç bir nokta; 19.yy’ın ikinci yarısında okunamayan reçeteler yüzünden ilk eczacı hekim tartışmaları başlar, bu konu öyle uzar ki Karagöz oyunlarına bile konu olur.

İlk Tıp Derneği:
Osmanlı’da hekimler tarafından bazı dernekler kurulmuş ve örgütlenme yoluna gidilmiştir. Bunlarda birkaç ilkleri örnek vermek gerekirse:
• Cemiyet-i Tıbbiye-i Şahane (1856)
• Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye (1866)

İlk Türkçe Tıp Kitabı…
Osmanlı tıbbında hareketlilik 14. yy’ın ikinci yarısında I. Murat & Yıldırım Beyazıt devirlerinde başlar. O dönemde yazılan Türkçe eserlerin ortak özelliği Arapça & Farsça eski kitapların tercümesi özelliği taşımalarıdır. İlk Türkçe tıp eseri 13. yy’ın ilk çeyreğinde Hekim Bereke’ye ait “Tuhfe-iMübarizi”dir.

İlk Tıp Dergisi…
Tıp Okulunun açılması ve 1839 yılında başına Dr. Bernard’ın getirilmesi ile batı tıbbına doğru büyük bir açılım yaşanmaya başlamıştır. İlk tıp dergisi 1849 yılında Mektebi Tıbbiye-i Şahane tarafından yayınlanan “Vakayi-i Tıbbiye”dir. Bu dergi 2 yıl 10 ay süreli bir yayın olarak çıkarılmıştır. 1840’dan 1928’deki harf devrimine kadar tıp alanında yayınlanan dergi sayısı toplam 48’dir. Öte yandan bir dernek yayını olarak en uzun süre çıkarılan dergi Cemiyet-i Tıbbiye-i Şahane’nin yayın organı ve azınlıklar tarafından çıkarılan “Gazetta Medicale d’Orient olmuştur. 1856 ile 1925 arası 70 cilt yayınlamış derginin dili Fransızca’dır.

www.OzanBatigun.com
OzanBatigun@OzanBatigun.com
tr.linkedin.com/pub/dir/Ozan/Batigun

Leave Comment


シアリス バイアグラ ed 治療 勃起不全