Dijital pazarlamayı tablet cihazlar ve e-mail’ling Zannedenler

Aug 25th, 2011 | By admin | Category: Workshop Entellektüel Bakış

Bakıyorumda pazarlamada klasikleşmiş yolları kullanırken herkesin keyfi yerinde. Yaptığımız planların kesin ve net rakamlarla geri dönüşe çevrilmesi mümkün olmadığı için içimiz daha da rahat sanki. Kampanyalar hazırlanıp, klasik mecralara gidiliyor, tahmini rakamlarla tahmini sonuçlar alınıyor…Yapılan işin müşterisine ulaşıp ulaşmadığı ve müşterinin satışa dönüşmek dışında verdiği tepkiler ölçülemiyor. Gelen sonuçlara %10 ekleyip çıkarmak kolay. Günün sonunda aslında hiç de emin olmadığımız rakamlardan bahsedip, konuyu kapatıp, keyfimiz yerinde uyuyoruz. Yöneticilerimizde bildikleri düzen devam ettiği için birgün daha geçirmiş olmanın memnuniyetinde…

Pazarlama insanları olarak müşteriyle direkt temasımız az, arada satış ekibi, araştırma şirketleri gibi 3. partiler olup, onlarda tepkileri bize soğutarak getiriyorlar. Müşteri kavramı bizim için kağıt üzerindeki rakamlardan ibaret. Birde internet girdi hayatımıza. Dijital dönem başlangıcından beri pazarlama insanları değerlerini gittikçe kaybetmeye başladılar. Eskiden reklam dehalarının dilinde ezilen pazarlama insanları bu defa “geek” insanlar tarafından sersemletilmeye başlandı. Biz pazarlama tarafı bunun suçunu hep karşı taraflarda bulduk. Artık ayılmanın ve kendi kendimizi sorgulamanın zamanı gelmedi mi? Bunun için yüzlerce sebep sayabiliriz. Çünkü ajansımız bize yeterli bilgi aktarımı yapmadı. Dijital ajansımız bize cahil muamelesi yapıyor, hatta dijital ajansımız yok bile! Müşteri kitlemiz bu kadar teknoloji odaklı değil. Bütçemiz yetersiz. Yeterli insan kaynağımız yok…Bütün bunlara ortak tek bir cevabım var: “Dünyaya dönün!”

Artık itiraf edelim: medikal ajansların, dijital ajansların, medya planlama ajanslarının, ilaç sektörüne dışarıdan bakanların pazarlamayı aşağılama kompleksi olan herkesin eline kozu veren biz pazarlama insanlarıyız. Eski rahat ve kaygısız ölçümlemelerin olduğu döneme dönmek istiyoruz. Yeniyi takip etmek, ona ayak uydurmak, anlamak, uygulamak ve entegre etmek artı bir iş yükü getiriyor.Daha çok çalışmak zorunda kalıyoruz. Üstelik daha da vahimi anlamıyoruz. Konuşulan dil bizim dilimizden çok farklı.Bizden daha iyilerin olduğu gerçeği yüzümüze çarpıyor.

Ey ilaç sektörü; pazarlama ve iletişimin kuralları değişiyor. Artık markalar tüketicileriyle sosyal alemlerde, bloglarda buluşuyor; online etkinliklerle iletişime geçiyor. ABD’de her 100 markanın 90’ının Facebook’ta sayfası var. Bu pazarın artık iyice olgunluğa eriştiği İngiltere’de ise online reklam harcamaları televizyonu çoktan geride bırakmış durumda… Türkiye’de pazar henüz emekleme döneminde ancak rakamlar, ülkemizde de “dijitalleşme” zamanının çoktan geldiğini haber veriyor. İnternet reklamcılığı konusundaki en yetkin kuruluş olarak kabul edilen IAB’nin (The Interactive Advertising Bureau) Türkiye Koordinatörü Aygen Tezcan, IAB Europe’un her yıl yayınladığı AdEx raporunun 2009 verilerine göre, Türkiye’nin online pazarlamada Avrupa’nın en hızlı büyüyen 4’üncü pazar olduğunu hatırlatıyor. Aynı rapor, 2008’de 150 milyon dolar seviyesinde olan online pazarlama yatırımlarının 2009’da 200 milyon doları aştığını gösteriyor. Bu büyüklük Türkiye’yi 20 Avrupa ülkesi arasında 14’üncü sıraya taşımış. İnternet kullanıcı sayısında ve sosyal alemlerde geçirilen zamandaki artışa paralel olarak büyüyen dijital pazarlama yatırımlarının 2011’de 300 milyon dolar olacağı öngörülüyor, beklenen dijital pazarlama pastasından pay almak oldukça kolay bir bilgisayar ve yaratıcı bir pazarlama fikri yetiyor…Oysa biz ilaç şirketleri yıllardır broşür yaptırdığımız medikal ajanslarımızı çağırıp ne yapabiliriz diye yerimizde sayıyoruz.
Son araştırmalara göre, tüketicilerin yüzde 68’i bir ürün veya hizmet hakkında bilgi edinmek istediğinde önce internet kaynaklarını kullanıyor. Direkt hedef kitleyle buluşma, ölçümlenebilme, az maliyetle büyük geri dönüşler sağlama da dijital pazarlamanın diğer artıları olarak kabul ediliyor. Üstelik dijital pazarlamadaki herhangi bir kampanya günün şartlarına ya da kampanyanın koşullarına uygun olarak anında güncellenebiliyor. Bu pazarlamanın klasik pazarlama stratejilerinden en büyük farkı ise sadece dev bütçeli projelere değil de mütevazi harcamalara da kapılarını açıyor olması.

Nitekim bu değişim, şimdiden geleneksel reklam ajansları ile PR ve iletişim şirketlerini de etkilemeye başlamış. Bazıları kendi içlerinde dijital departmanlar oluştururken, bazıları da bağımsız bir dijital ajansı iş ortağı olarak konumluyor ya da satın alma yoluna gidiyor. Bunlara Trafo adıyla dijital ajans kuran Rafineri’yi, Ogilvy One markasıyla pazara giren Ogilvy’yi ve Rabarba’ya ortak olan Alametifarika’yı örnek gösterebiliriz. Alice BBDO bu alanda Proximity İstanbul, Publicis ise Digitas’la ilerliyor. Reklamın diğer büyük ajansları TBWA, McCann Erickson ve GS Saatchi ise bünyelerinde oluşturdukları interaktif birimlerle yola devam ediyor. Halkla İlişkiler sektörü de “dijital pazarlama” devriminden nasibini almış. Örneğin Marjinal Porter Novelli, kendi bünyesinde oluşturduğu bir birimle müşterilerine online iletişim danışmanlığı, sosyal medya takip hizmeti, dijital PR, online kriz yönetimi ve Facebook fan sayfaları yaratma, Facebook uygulamaları gibi alanlarda hizmet sunuyor. Sosyal medyanın artık alternatif olmaktan çıkıp ciddi bir mecraya dönüştüğünü görmezden gelmek markalar için büyük kayıp olacak.

İnternet ve dijital pazarlama ile ilgili çok satan kitaplar arasında bulunan “Web Analytics: An Hour a Day” kitabının yazarı olan Avinash Kaushik’e göre tüm profesyonellerin ders çıkarması gereken konular var: Hataların birincisi “pazarlama bütçesinin yeni teknikler, kanallar ve fikirler için kullanılmıyor” olması. Çünkü değişmekten ve farklılıklardan çok korkuyoruz. Yeninin fırsatından ziyade bilinmezliğini gören bu gözler şirketlerin hala eskiden kalma sadakat kampanyaları ile tüketicileri elinde tutmaya çalışıyor. İkinci büyük hata ise; “Şirketlerin hızlı, fonksiyonel ve mobil kullanıma uygun web site sahibi olmaması” olarak göze çarpıyor. Yaklaşık 7 milyar insanın yaşadığı dünyada 4.3 milyar mobil telefon kullanıcısının olması mobil olmayanın ayakta kalamayacağını rahatlıkla gözler önüne seriyor. Beşinci büyük hata ise; “Dolu, canlı ve bağlantı sağlamaktan aciz bloglara sahip olmak”. Altıncı hata ise Twitter ve Facebook sayfalarında sadece duyurum yapmak ve sanki bu mecralar basın bültenlerinin yayınlandığı yerlermiş gibi davranmak olarak gözüküyor. Bir diğer hata da yazarın daha önceden de öne sürdüğü 10/90 kuralını işletmemek olarak sayılıyor. Buna göre başarılı bir web sitesi sahibi olmak için web araçlarına bütçenin % 10’nu, insan kaynağına ise bütçenin % 90’nını kullanmak gerekiyor. Bu insan kaynağının içinde analistler, moderatörler gibi iş tanımları var. Bu noktalarda iyi profesyoneller ile çalışmak başarının gelmesinde önemli noktalardan biri olarak gözüküyor. Bugünden yaklaşık 1.5-2 sene önce Facebook, kendi platformu için geliştirme yapan ajanslara akredite verme amaçlı bir program başlattı: Preferred Developer Consultant programı. Bu program ilk açıldığında da toplam 49 ajans programa dahil edildi. Bu ajanslardan biri de, bir Türk dijital ajansı olan Promoqube. İlaç sektöründen kaçımız bunları takip ediyor?
Kısacası sosyal medyanın kullanımı ve kabulu açısından baktığımızda, dünden bugüne çok yol kat ettiğimizi söyleyebiliriz. “Sosyal medya nedir?”, “Acaba bizim işimize bir katkısı olur mu?”, “Sosyal medyada yer almalı mıyız?” gibi sorulardan, “Sosyal medyada nasıl var olmalıyız?” noktasına gelinmiştir. Ancak ilaç sektörünün değerli çalışanları sizden bir tek şey rica ediyorum: dijital pazarlamayı tablet cihazlar ve e-mail’lar ile ziyaret yasaklarını delmek için değil satış için kullanın. Hiç düşündünüz mü acaba geri ödenmeyen ürünler internete konsa ne olurdu???

Leave Comment


シアリス バイアグラ ed 治療 勃起不全