İnsanlık Tarihiyle İlerleyen Bir Bilim… Ortaçağ TIP Tarihi – II

Mar 12th, 2011 | By admin | Category: P Business Review

Tıp Tarihi ve Dinler tarihi insanlık kadar eski olan nadir konular olarak karşımıza çıkmaktadır. Ne yazık ki yazılı tarihin 14. yüzyıldan sonra gelişmesi ve insan uygarlığı boyunca bitmek tükenmek bilmeyen savaşlar – yağmalar sonucunda kalan sınırlı kaynakların da tahrip olması nedeniyle bugün artık elimizde çok az bilgi var. Ancak bunlar bile bizi şaşırtmaya yetiyor. Kısacası bir insan ister önyargılarından arınarak yaşamın özünü görsün, ister tutkuyla yüzeyini; öz ve yüzey aynıdır! Sadece kelimeler süsler farklılaştırır bunları…
Eskiçağ ile Yeniçağ arasında kaldığı için Ortaçağ olarak adlandırılmış 4. ve 14. yüzyıllar arasında kalan bin yıllık dönem birbirlerinden az çok farklı özellikler sergiledikleri için üç kısma bölünmüştür: 4. ve 10. yüzyıllar arası Erken Ortaçağ 11. ve 12. yüzyıllar arası Yüksek Ortaçağ ve 13. ve 14. yüzyıllar arası ise Geç Ortaçağ olarak anılmaktadır. Ortaçağ düşüncesinin belirgin özelliği dinî öğretilere dayanan dinsel yaklaşımın ön plana çıkmasıdır.

İlk Spor Hekimi ve Galenik Tıp…
Öne sürdüğü düşünceler çok uzun asırlar boyu takip edilmiş tıp tarihinin en önemli bilim insanlarından biridir. Galen fizyolojisinin temeli “Ruh” olmuştur. Ruhun 3 şekli bulunur:
• Pneuma Psychion: (Hayvan Ruhu) Beyindedir algı ve hareket merkezidir.
• Pneuma Zotico: (Yaşam Merkezi) Kalptetir. Kan akımı ve vücut ısının devamıdır.
• Pneuma Nature: (Doğal Ruh) Karaciğerdedir. Metabolizma ve beslenmenin yeridir.
Galen’e göre en önemli organ karaciğerdir. Besinler buradan vücuda kan yoluyla doğal ruhlarla dağılırdı. Atardamar ve toplardamar sistemlerini tarifetmiş kalbin odacıklarını isimlendirmiştir. Hümoral teoriye çok içten inanıyordu, ona göre 4 temel hümor kan – balgam – sarı safra ve kara safraydı.
Gladyatör okulu yılları nedeniyle de ilk spor hekimi olarak değerlendirilir.

İlk Üniversite İtalya’da…
9 & 12. Yy arasında yüksek eğitim ve ögretim, katedral okullarında yapılıyor ve papazlar tarafından yürütülüyordu; Skolastik Düşünce bu okullarda üretilmiş; 12. yüzyıl sonlarında üniversiteler ortaya çıkıncaya kadar bu okullar Batı’daki en önemli kültür merkezleri konumunda olmuşlardır.
1000 yılında, Italya’nın Bologna şehrinde, hukuk öğrenmek isteyen öğrenciler, kendilerine bir çeşit öğrenci loncası kurdular ve bu loncaya da Universitas adını verdiler; sonra Bologna Üniversitesi’ne tıp ve felsefe fakülteleri de eklendi. Bu üniversiteyi, Oxford, Cambridge ve Paris Üniversiteleri izledi. Her üniversite, ilâhiyât, kilise hukuku, tıp ve genel meslekler olmak üzere dört bölümden oluşmuş ve öğretim üyeleri yine din adamları olmuştur.

Ortaçağ’ın Amansız Salgınları…
Salgın hastalıklar, savaşlar, istilalar, açlık ve sefalet Ortaçağ’da milyonlarca kişinin ölümüne neden olmuştur. Roma İmparatorluğu’nun yıkılmasındaki temel sebeplerden biri olan veba nedeniyle şehirlerde cesetlerin yakıldığı dev çukurlar açılmıştır. Bu ortamda insani ilişkiler, etik değerler ve ahlaki kavramlar da yitip gitmiştir. Cüzzamlılar ise hasta olarak görülmemiş, tanrının yada bir büyücünün gazabına uğramış lekeli varlıklar olduklarına inanılmıştır. Cizzam tanısı konan kişinin dini bir törenle toplumla ilişkisi kesilir ve o kişi pazara gelemez, özel bir giysi giymeden sokağa çıkamaz, ticari mallara ve çocuklara dokunamazdı. Cüzzam boşanma sebebi olurken, cüzzamlı bir kişi sokakta elindeki bir çıngırağı çalarak etrafındakileri uyarmak zorundaydı.

Frengi 15.yy’da Fransız ordusunun İtalya seferi sırasında ortaya çıkmış. Napoli’yi kuşatan askerlerde olması nedeniyle Napoliten Hastalığı denmiş. Daha sonra Fransız Hastalığı – Frengi adını almıştır.
İlk Kan Nakli…
17. Yy’da Harvey’in kan dolaşımını bulmasını takiben iki konu akla gelmiştir: damar içi enjeksiyon ve kantransfüzyonu. İlk intravenöz enjeksiyon 1656 Christopher Wren tarafından yapılmış ancak o dönemde tromboz ve emboli komplikasyonları nedeniyle 19. yy kadar uygulanamamıştır.

Mikroskobun Bulunuşu…
Mikroskobun bulunuş yeri ve tarihi çelişkili olmakla birlikte gözlükçü Zacharius Jansen’in 1590 yılında bulduğu söylenmektedir. Bir diğer kaynağa göre Galileo 1610’da eklembacaklıları mikroskop ile incelemektedir. Ancak modern mikroskobu Hollandalı bir kumaşçı olan Anton van Leeuwenhoek (1632-1723) geliştirmiştir. Bu mikroskopla cisimleri 200 kat büyüterek tek hücrelileri ve sperm’i görüntüleyebilmiştir.

Perküsyon Muayenesi ve Şarap Fıçısı Arasındaki Bağlantı…
Avusturya’lı bir hancının oğlu olan Leopold Auenbrugger şarap fıçılarının ne kadar dolu olduklarını anlamak için vurmayı prensip edinmiştir. Daha sonra hekim olmuş ve 1761 yılında yayınladığı “Inventum Novum” isimli kitabında perküsyon manevrasını tarif etmiştir…

Steteskopun Bulunuşu…
Fransız hekim Rene Laennec tarafından 1819’da bulunmuştur. Hikayesi oldukça ilginçtir: Bir gün kalp hastalığı belirtileri gösteren oldukça şişman ve genç bir kadın gelir. Toplu olması nedeniyle perküsyondan yeterince sonuç alamayacağını düşünen Laennec bir kağıt parçasını yuvarlayıp boru haline getirir ve bir ucunu hastanın göğsüne diğer ucunu kulağına dayayarak kalp atışlarını dinler. Daha sonra bu kağıt borunun yerini kayın ağacından yapılmış ve uçları biçimlendirilmiş bir silindir aldı. Steteskop adını alan bu alet 1930’larda da günümüzdeki halini aldı.

Pasteur’ün Getirdikleri…
Pasteur mayalanma üzerinde çalışmış ve bunun aslında mayada bulunan mikroorganizmaların yaşam süreçlerinden başka birşey olmadığını açıklamıştır. Bu bilimsel açıklama şarap sanayinde fermentasyonun önünü açmış, aynı zamanda ısı ile mikroorganizmaları kontrol altına alınabileceğini açıklayarak pastörizasyon ile süt endüstrisinde bir devrimi başlatmıştır.
Tavuk kolerası mikrobunu kültürde üreterek tavuklara enjekte etti ve bu şekilde mikropların hastalık nedeni olduğunu kanıtladı. 1879 Yılında bir geziden döndüğünde kolera mikrobunu tavuklara enjekte ettiğinde hastalanmadıklarını gördü. Daha sonra bunu şarbon ve kuduz için de deneyerek virulansı azaltılmış mikroorganizmaların koruyucu özelliğini keşfetti…

Kısaca Ortaçağ Avrupa tıbbını incelediğimizde Rönesans’a kadar süren bir dini dönem ve sonrasında kanıta dayalı gelişmeleri görüyoruz. Bir sonraki bölümde İslam dünyasının aynı dönemini ele alacağız. Ülkemiz, Avrupa’da yaşanan endüstri devrimi ve Rönesans gibi hem teknolojik hem de sosyolojik bazı aşamaları yaşamadan bugünlere gelmiştir. Sistemlerimizin gelişmesinin bu nedenle zamana ihtiyacı vardır. Ancak gözlemlediğim en önemli şey Türk insanının eğer isterse her koşulda herşeyi yapabileceğidir.
Unutmayın “başarı” kelimesi sadece sözlüklerde “çalışmak”tan önce gelir…

Leave Comment


シアリス バイアグラ ed 治療 勃起不全