P Business Review

Osmanlı TIP Tarihi – III

Nov 17th, 2011 | By admin | Category: P Business Review

Üzerinden yaşadığımız topraklar üzerinde yaklaşık 1.000 yıldan beri 3 büyük Türk Devleti kurulmuştur. Anadolu Selçuklu Devleti, Osmanlı İmparatorluğu ve hepimizin birer ferdi olduğu Türkiye Cumhuriyeti. İstanbul’un 1453’teki fethinden sonra Fatih’in Hocası Molla Hüsrev Ayasofya yakınında papaz odalarında tıp eğitimine başlamış tır. Ancak Osmanlı’da tıp eğitiminin sistematik hale gelmesi 19. yy’da askeri tıp okulunun açılmasıyla olmuştur. [...]



İnsanlık Tarihiyle İlerleyen Bir Bilim… Ortaçağ TIP Tarihi – II

Mar 12th, 2011 | By admin | Category: P Business Review

Eskiçağ ile Yeniçağ arasında kaldığı için Ortaçağ olarak adlandırılmış 4. ve 14. yüzyıllar arasında kalan bin yıllık dönem birbirlerinden az çok farklı özellikler sergiledikleri için üç kısma bölünmüştür: 4. ve 10. yüzyıllar arası Erken Ortaçağ 11. ve 12. yüzyıllar arası Yüksek Ortaçağ ve 13. ve 14. yüzyıllar arası ise Geç Ortaçağ olarak anılmaktadır. Ortaçağ düşüncesinin belirgin özelliği dinî öğretilere dayanan dinsel yaklaşımın ön plana çıkmasıdır.



Tıp Tarihinin Başlangıcı….

Jan 26th, 2011 | By admin | Category: P Business Review

İnsanlık Tarihiyle İlerleyen Bir Bilim…
TIP Tarihi…

Tıp Tarihi ve Dinler tarihi insanlık kadar eski olan nadir konular olarak karşımıza çıkmaktadır. Ne yazık ki yazılı tarihin 14. yüzyıldan sonra gelişmesi ve insan uygarlığı boyunca bitmek tükenmek bilmeyen savaşlar – yağmalar sonucunda kalan sınırlı kaynakların da tahrip olması nedeniyle bugün artık elimizde çok az bilgi var. Ancak bunlar bile bizi şaşırtmaya yetiyor. Kısacası bir insan ister önyargılarından arınarak yaşamın özünü görsün, ister tutkuyla yüzeyini; öz ve yüzey aynıdır! Sadece kelimeler süsler farklılaştırır bunları…

Tıp tarihini ele aldığımızda, genel tarih gibi bir olaylar zinciri olarak görmek doğru bir yaklaşım değildir. Tıp, sosyo-kültürel bir nitelik içermektedir. Tıp manevi bir süreçtir, insan iletişimine dayanmaktadır. Hekimlerce yaşanan, paylaşılan ve aktarılan bir usta çırak ilişkisi mevcuttur. Tıp tarihi bilimsel bir bütünlük içerisinde ilerler. Tıptaki bilimsel gelişmeler neden sonuç ilişkisi içerisinde ilerler. Hiçbirşey kendiliğinden ortaya çıkmış değildir. Herbir yeni tekniğin altında ondan bir önceki alt basamağı yer almaktadır.

Tıp tarihine baktığımızda aynı zamanda mistik bir serüvenle de karşılaşırız. İçgüdüsel uygulamalardan başlayarak, ampirik – felsefi – bilimsel ve simya içeren dönemlerin bir resminide görürüz. Dolayısıyla tıp tarihine bakarken insanlık tarihini de görmüş oluruz. Örneğin: Hitit toplumunun zayıflayıp ortadan kalkmasının ardında salgın bir hastalıkla baş edememesi yatmaktadır. Vebaya yenik düşen Hititler M.Ö. 1200’lerde Balkanlardan gelen Frigler karşısında tutunamamıştır.

350 milyon yıl önce bulunan hayvan kemiklerinin fosillerinde parazit & bakterilere rastlanmıştır. Dinazor ve timsah fosillerinde artrit bulgularına saptanmıştır. M.Ö. 10.000 yılındaki insan kemiklerinde sinüzit, tümör, kalça çıkığı ve omurga tüberkülozu görülmüştür. Mısırlıların mumyalarına baktığımızda safra taşı, apendisit, çiçek hastalığı ve pekçok farklı bulgu karşımıza çıkmaktadır.

Tarihte İlk Reçete…

Sümerler Fırat & Dicle nehirleri güneyine denk gelen bölgede bugünkü ırak topraklarında ilk ortaya çıkan uygarlıktır. Kendilerine ait tüm bilgileri yazıtlarına işlemişlerdir. MÖ 1750’lerde Kral Hammurabi Sümer Uygarlığına son vermiştir (Kramer 2002). Sümerler evrende herşeyin kusursuz bir uyumu olduğuna inanmışlardır. Tabi bu durumda hastalıkları kusursuz uyumda nasıl ortaya çıkabilir? Hasta olan kişinin kimliğinde kusursuz uyum bozulmuştur. Doğum anomalileri de felaket olarak görülmüştür. Sağda bulunan anomaliler güç ve başarı – solda olanlar ise zayıflık sembolü görülmüştür.

İlk reçete, Sümerler zamanında yazılmış bir tablettir. Bitkisel, hayvansal maddeler ve çeşitli madenlerden yararlanılmıştır. İlaçları hem merhem şeklinde dıştan sürmek hem de sıvı olarak içmek üzerine tarifler yapılmıştır. Bazı maddelerin dövülüp toz haline getirilmesi, süzülmesi ve karıştırılması ile ilgili bir kılavuz vardır. En önemli konu ise tabletin tamamen kimyasal karışım ve tarifleri içermesi, dinsel büyüsel içerik barındırmamasıdır (Kramer, 1999).

Reçete Üzerine Yazılan RP Harfleri Nereden Geliyor?

Osiris, kardeşi karanlıklar tanrısı Seth tarafından öldürülür. Osirisin eşi ve İsis sihir yoluyla hamile kalarak Osiris’in oğlu Horus’u doğurur. Horus, babasının intikamını almak isterken bir gözünü kaybeder. Bilim tanrısı Toth, Horus’un gözünü birleştirmeye çalışır ancak eksik parçayı sihirle tamamlar. Sonradan bu gözü ifade eden hiyeroglif vücut dokunulmazlığı ve sonsuz doğurganlığı simgeler (Bayat 2003).
Bu sembol sonradan, Galen aracılığı ile (MS 130 – 200) batı tıbbına girmiştir. Zaten “R” harfine benzeyen sembol yerini tamamen “R” harfine bırakmıştır. Ortaçağ’da eczacılığın gelişmesine istinaden Latince’de alınız anlamına gelen “Reci” kelimesinin ilk harfi olduğu ileri sürülmüştür. Fransızca’dan da esinlenerek (ki Latince’de de aynıdır) “Recipez” anlamına gelen “Rp” reçetelerde kullanılmaya başlanmıştır.

Tıpta Yılan Sembolü

Yılan, insanlık tarihinde basit bir hayvan olarak görülmemiş ona pekçok ilahi güç ve meziyet de atfedilmiştir. Mısır, Hint ve doğu mitolojilerinde M.Ö. 2600’lerden beri kullanılmaktadır. Adem & Havva’yı Bilgi ağacının meyvesini yemeğe ikna eden yılandır. Musa Peygamber yılandan ısırılanları tedavi etmek için çölde yılan beslemiştir (Görkey 1999).

Romalılar Yunanlıları pek sevmezdi. Romalılar, Eski Yunan’daki gibi hekimlere de çok değer vermezdi ancak MÖ 46’da Sezar’ın gelmesi ile bu tamamen değişmiş ve hekime saygınlık verilmiştir.

Roma ile Yunan tıbbı ilişkisi bir veba salgını ile başladı. Roma hükümeti çıkan veba salgınını bastırmak için Yunan hekimlerinden değil de sağlık tanrısı Asklepios’dan yardım ister. MÖ 293’te çıkan salgını önlemesi için kutsal yılanı getirmesi istenir. Adına Roma’da bir tapınak yaptırılır. Bir inanışa göre de Asklepios’un aslında “Askalabos” yani yılan demek olduğuna inanlıyor. Asklepios sağlık tanrisi olarak kabul edilince yılan da şifa gücünü gösteren bir sembol olarak onun asasına sarılı betimlenmiştir.

Sinyatür Teorisini Hatırlar mısınız?

Hastalığın rengi ve şekli ne ise ona benzeyen bir araçla tedavi etmeyi amaçlayan bir analojidir. Kan hastalıklarında kırmızı araçlar kullanılması gibi… Beyin hastalıklarında benzerlik nedeniyle ceviz kullanılması…

Bu ilk yazımda sizlerle eski zamanlardan günümüze gelen ilginç anektodları paylaşmayı istedim. İlerleyen bölümlerde Eski Yunan dahilerini, Rönensans – aydınlanma çağının etkilerini Osmanlı’ya gelinceye kadar kısa ve keyifli bir şekilde ele almaya çalışacağım.

Başta da söylediğim gibi; bir insan ister önyargılarından arınarak yaşamın özünü görsün, ister tutkuyla yüzeyini; öz ve yüzey aynıdır! Sadece kelimeler süsler farklılaştırır bunları…Ne yaparsak yapalım herşeyin, herbireyin kendine ait ve değiştirilemeyen bir tarihi vardır.




シアリス バイアグラ ed 治療 勃起不全